kabe

Hac Zamanı

Hac mevsimi açıldı ya, yıllardır içimde büyüyen yangın yeniden alevlendi işte.

Hiç yaşamadığım, görmediğim, bilmediğim o kutsal topraklara yüz sürme arzusu günden güne derinleşiyor yüreğimde.

Televizyonu açtığımda giden hacı kafilelerini görüyorum.

Mahallemizde bu sene hacca gitmek nasip olan mübarekleri duyuyorum.

Arkadaşlarım yakınlarını uğurlayışlarını anlatıyor nemli gözlerle.

Ve ben her mevsim içimdeki alevin beni daha fazla sarmaladığını hissediyorum.

“Allah’ım bana da nasip eyle ne olur” diye göz yaşı döküyorum.

Bu hal artık bir sevda boyutuna ulaştı. Nasip olur mu olmaz mı bilmiyorum.

Ama dua ediyorum…

Geçen akşam ana haber bültenlerinin birinde bu yıl giden ilk hacı kafilelerini gösteriyorlardı. Her birinde aynı hal, heyecan, sevinç, tebessüm.

Ama içlerinden biri vardı ki…

Ak sakallı yaşlı bir amca..Hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. “Çok istememe rağmen geçen yıl gidememiştim. Bu yıl nasip oldu, o kadar mutluyum ki” derken konuşmakta güçlük çekiyordu.

O TV ekranında, ben evimin odasında ağlıyorduk…

Babam da ben gibiydi. Çok isterdi gitmeyi. Bunu her fırsatta telaffuz ederdi. Ama bedenen yaşadığı hastalıklar o mübarek topraklara gitmesine engel teşkil ediyordu. Seneler önce mahallemizden bir yakınımız Hacca gitmişti. Babam bacaklarındaki hastalığı sebebi ile aylardır yatağından çıkamıyordu. Bir nevi yatalak kalmıştı. Sürekli o yakınımızdan bahseder ve “ah imkanım olsa da hacılığı hayırlı olsuna evine gidebilse idim” der dururdu. Ve bir gün bahsettiğim yakınımız telaş ile kapımızı çaldı. Allah ın selamı ile geldi oturdu babamın odasında. Sohbete başladılar .

“Aman beyefendi, kusuruma bakmayınız. Uzun zamandır gelip sizi ziyaret etmek ve hacılığınızın hayırlı olması için dualarımı iletmek istiyordum ama eksik olmasınlar gelen gidenimiz çoktu. Şu zaman aralığını bulup  ancak ziyaretinize gelebildim. Fakat şu an yatıyor olmanız beni şaşırttı. Hac farizası sizi çok mu yordu acaba” diye sordu babacığıma.

Hepimiz şaşırmıştık. Birbirimize bakıştık. Babam hacca gitmediğini, uzun zamandır hasta olması sebebi ile ayağa dahi kalkamadığını hatta kendilerini ziyaret etmek istemesine rağmen buna bile imkan olmadığını belirtse de konuğumuz ısrarla :

“Olamaz. Sizinle orada birlikte idik. Hatta uzaktan sizi gördüm, yanınıza gelebilmem olanaksızdı, el salladım ve siz bana tebessümle karşılık verip elinizle işaret ettiniz. Birkaç defa daha gördümse de yanınıza gelemedim. Fakat kesinlikle eminim ki o sizdiniz.”

Gözlerimiz dolu dolu oldu. Söylenecek söz yoktu tüm bunların üzerine. İnşallah bedenen gitmesi mümkün olamayan sevgili babacığım ruhen oralara gitmiştir ve hacılığını kabul eylemiştir Rabbim.

Geçtiğimiz yaz  Osmaneli’ nde bir düğün merasimine konuktum. Memnuniyetle katıldım. Camide yapılan hoş sohbet evvelinde okunan bir ilahiyi hiç unutamıyorum. İlahinin güzelliği bir yana, asıl beni yanımdaki yaşlı teyze etkilemişti. Yaşını tahmin edemiyorum. Epeyce yaşlı da olabilir, yılların yorgunluğu sebebi ile daha yaşlı görünüyor da olabilir. İncecik bedenli, toprak kokusunu sindirmiş elleri, derin kırışıklarına rağmen pırıl pırıl parlayan küçücük bir yüzü vardı. Hac ilahisi okunmaya başlamıştı. İlahi okunurken kutsal topraklarda eşim-oğlum ve beni görüyor, oralara gitmişiz gibi hayaller kuruyordum. Birden o şeker teyzem ağlamaya başladı. Öyle tatlı, öyle masum ağlıyordu ki. Hem ilahiye eşlik ediyor kısık sesi ile hem damlayan göz yaşlarını siliyor pamuk elleri ile. O an ona sarılıp birlikte ağlamak istedim, yapamadım. Tuttu bir şeyler beni. Sadece bakıyordum, aşkına hayran kalmıştım.

Özlemini anlıyordum.

Sessiz sedasız bende ağlıyordum.

Bir hacı kafilemizi daha uğurladık

Duam odur ki ;

Hayırlı olsun,

Ettikleri dualar, yaptıkları ibadetler kabul olsun.

Hacılığa yaraşır bir ömür sürsünler.

Ve Kudreti Sonsuz Allah ‘ım bizlere de idraki ile nasip eylesin inşallah

Amin.

09/12/2005

Rana

Umre Notları

……. Denilebilir ki hac ve umre, sabırdan ibarettir. Sabreden bu yolculukta heybesini doldurabileceği gibi, sabırsız olan da bomboş geri dönebilir. Hacca ve umreye hazırlanan kimseler, yolculuğa çıkmazdan birkaç hafta önce kendi kendilerine sabır egzersizleri yapmalı ve tepki gösterme duygularını kaybetmiş gibi yaşamayı denemelidir. Bu yöntem, mukaddes yolculukta çok işe yarayacaktır……

……Mermer döşeli geniş bir avludan Mescid-i Nebevî’ye girdik; cennet bahçesine girer gibi, Kevser havuzuna kanar gibi… Efendimizin şöyle bir hadisi var: “Benim evimle minberimin arası, cennet bahçelerinden bir bahçedir.” Bu kadar derbeder hâlime rağmen bunu hissedebildiğime göre, bu mekânda cennetteki huzuru ve kokuyu duyan nice berrak gönül olduğuna kat’i kanaat getirdim. Evet, ben şahadet ederim ki, Efendimizin metfun bulunduğu yer ile minberi arası cennetten bir bahçedir…….

…..Efendimiz aleyhisselâtü vesselâm buyuruyor ki: “Kim bana salât ü selâm getirirse, Allah ruhumu bana iade eder ve ben o selâmı alırım.” Bu hadisten şöyle bir sonuç çıkarmak mümkün: Yeryüzünde her saniye binlerce mümin, Efendimiz aleyhisselâtü vesselâma salât ü selâm getirdiğine göre, demek ki O zat sürekli hayattadır ve kendisine gönderilen salât ü selâmları almaktadır. O’nun huzurunda, O’nun canlı olduğunu en derbeder gönül bile hisseder kanaatindeyim…..

…“Kâbe’nin karşısında, onu seyrederek namaz kılmak ve ibadet etmek hüner değil… Asıl hüner, buradan Kâbe’yi görebilmektir. Kalbinin ne kadar sığ olduğunu gör, hâlinden utan!”….

Şeref Yılmaz

(Umre Notları)

Kıblesiz olmak ya da kalmak

Allah isteyip dileyen hiç kimseyi kıblesiz koymasın ve kıbleden ayırmasın. Kıbleli olmak, kıbleyi bilmek, kıbleyi anlamak, kıbleyi yaşamak; Allah’a, insana, kâinata ve tüm canlılara dost olmaktır. Kıbleli olduğu halde; Allah’a, insana, kâinata ve diğer canlılara dost olamayanlar, kıbleden habersizler demektir.

İslam medeniyeti kıble örgülüdür. Hak ve hukuk adına İslam medeniyetinin ortaya koyduğu ölçüleri, kıble inancı tesis eder. Kıbleli insanlar, taşıdıkların misyonun ne anlama geldiğini bilir ve evden sokağa, sokaktan işe, işinden sosyal hayatın bütününe, bu misyonu taşır ve yaşar. Müslüman olan veya olmayan her toplumun; tarihine, kültürüne ve inançlarına göre bir ahlak öğretileri vardır. Müslüman toplumların ahlak ilkelerini ise İslam belirler. Bunun en önemli göstergesi ise kıbleye yönelerek, Allah’a günde beş vakit namazla akit yenilemektir. Kıble misyonu sadece namazla bitmez. Müslüman kişi, her hareketinin kıbleye uygun olup olmadığından sorumludur.

Müslümanlar hal ve hareketlerini kıbleye göre düzenler dedik ama bir iki de örnek vermeli.

“Çocuklar Duymasın” diye bir televizyon dizisi var. Orada yatakları hariç herkes evin içinde ayakkabıyla yaşıyor. Dünyanın hiçbir ülkesinde artık evlere ayakkabıyla girilmiyor. İlkel Avrupalılar bir zamanlar giriyormuş ama onlar da terk etmiş. Eve ayakkabı ile girmek ve yaşamak, görgüsüzlüğün zirvesiyle beraber, evin kutsallığına ihanettir. Yalnız ne televizyonun yöneticilerini ne de dizinin yapımcı ve oyuncularını “Müslümanca davranmıyorlar” diye eleştiriyor değilim. Geçelim.

Müslüman ailelerde evlere ayakkabı ile girilmez. Müslümanlar kıbleye doğru uzanıp yatmazlar. Müslüman evlerde banyo ve tuvaletlerdeki oturuş biçimleri de kıbleye doğru değildir. Çok temiz olmasına rağmen, tuvalet veya banyoda kullanılan terliklerle salona ya da odalara da geçilmez. Kıble deyip duruyoruz da bakarsınız ne demek istediğim anlaşılmaz, bir açıklama yapayım. Kıbleyi işaret ederken, esas “Kâbe”yi işaret etmekteyiz. Su içerken kıbleye dönülür. Kurban keserken kıbleye dönülür, vefat edenlerin yüzü kıbleye çevrilir. Velhasıl hayırlı her işin yönü “Kâbe’dir.” 

Yine bir televizyon kanalında yapılan yarışmada katılımcıya şu soru soruldu: “Gemicilikte kullanılan ‘kıble’ terimi hangi yönü işaret etmektedir.” Yarışmacı uzun uzun düşündükten sonra joker hakkını kullanarak seyirciye sordu. Seyircilerin önemli bir bölümü “Güney” dedi. Geriye kalanlar ise kuzey, batı ve doğu dedi. Ne kadar acı değil mi? Müslüman bir ülkede yaşayacaksınız ve hiç kıble kelimesini duymadan 25 yaşına geleceksiniz. Çevresinde hiç mi Müslüman kimse yoktu acaba? Evet, bu gençten bu kültürü ve bilgiyi kim esirgedi ya da öğretmedi?

Yetmiş yıldır ahlaki değerlerin çirkefler içine gömüldüğü ve kirli ayaklarla çiğnendiği ülkemizde; insanımızın yüzünde hayâ, içinde vicdan aramak için kıble kültürü önemlidir.

 

Huseyin Ozturk