Hastalık ve Sabır

Ömrümüzün muhakkak ki bir döneminde fizik bedenimizin acılarını yaşamışızdır. Hastalıklar kimi zaman birkaç gün, bazen de aylarca, yıllarca sürmüştür.

Bizler alışkanlıklarımız arasında kalmış olan sıhhatimizin hep devam edeceğini sanırız. Çoğu zaman farkında değilizdir bir kase çorbayı keyifle kaşıklamanın ne demek olduğunu. Sabahları gülümseyerek uyanmanın ne büyük nimet olduğunu
Sanırız ki garantidir sağlığımız.
Sanırız ki her şey güzellik içinde devam edecek
Şu sıhhatli bedenimiz, malımız mülkümüz, huzurumuz…

Hep genç kalacağımızı sandığımız gibi…..
Oysa ne büyük yanılgıdır.

Hayat bu….
Nelere gebedir bilinmez….
“hastalık da sağlık da bizim içindir” diyorsak da sürekli kendimize uzak görürüz acıları.

Geçtiğimiz günlerde Tıp fakültesi son sınıfta okuyan bir kardeşimle görüşüyordum.
Birkaç gündür süren rahatsızlığı vardı. Bana halini anlatırken “Bu günlerin kıymetini biliyor, vakit veremediğim kitap okumalarımı arttırmaya çalışıyorum. En önemlisi de sık sık tefekkür ediyor, hastalarımın nasıl bir hal içerisinde olduğunu anlamaya çalışıyorum ablacım” demişti.

Ne güzel bir bakış öyle değil mi. Hastalığı ile dertlenip şikayet etmiyor, bunu nimet yanını görebiliyordu. Ve ilave etti “inşallah günahlarımın kefaretidir”.
Evet…
Hastalık anında şikayet etmeyip, sabredenlere müjde vermiştir sevgili peygamberimiz (SAV):

“Allah yolundaki mümine isabet eden her yorgunluk, hastalık, sıkıntı, üzüntü,
keder, Hatta ayağına batan diken, günahlarına kefaret olur” demiştir güzeller güzeli.

Hep derim “inanan insan güçlüdür”
Hastalık hususunda da bu böyledir.
İnanan insan bilir ki hastalıklar, musibetler gelip geçici, sonu hayırla bitecek imtihanlardır.

Hastalık bir mümin için pek çok nimeti barındırır.
İnsan hastalığı zamanında aczini daha bir idrak eder.
Küçücük, gözle görünemez bir mikrop karşısında düştüğü çaresizliği fark eder , büyüklüğe kapılmaz.
Rabbinin kudretini daha iyi görür.
Tövbe eder, sabreder , ölümü hatırlar, Allah ı daha çok düşünür, sağlıklıyken ki nimetlerini anlar

Sıkıntıların verilmesinin bir diğer sebebi de , ilahi nimetlerin ne kadar mükemmel bir sistem içerisinde meydana geldiğini bizlere tanıtmaktır. Tıpkı soğuk gördükten sonra sıcağın kıymetini bilmesi gibi.
İşte sıhhatsizlik de , sıhhatin ne büyük nimet olduğunu işaret ediyor bizlere.

Hastalığa sabır lazım….
Mevlana Hazretlerinin sabır ile ilgili fevkalade sözlerinden birkaçını aktarmak isterim::

“Tespihlerinin ruhu sabırdır. Sabır, başlı başına bir tespihtir. O derecede hiçbir tespih yoktur. Sabırlı ol. Sabır, kurtuluşun anahtarıdır Sabır, sırat gibi insanı cennete ulaştırır.” (Mesnevî, II/3175-3177)

“Sabır iman yüzünden baş tacı olur. Sabrı olmayanın imanı da yoktur. Peygamber “Sabrı olmayanın imanı tamam değildir” demiştir.” (Mesnevî, II: 606-607)

“Acelecilik, çabukluk şeytanın hilesindendir. Sabır ve hesaplı olmaksa Cenab-ı Hakk ın lutfudur.” (Mesnevî, V/2579)

Hastalıklardaki bir diğer nimet de, daha büyük rahatsızlıkların önlenmesine mani teşkil etmesidir. Yine Mevlana Hazretlerinin Mesnevisinde bu konu çok güzel bir şekilde ifade edilmiştir. Der ki Hz Mevlana :

“Sen burnunu kanatmak istemezsin ama burnun kanar. Bu kanayış sana sağlık verir.”

Ufak tefek sıkıntıların daha büyük dertlere mani olduğunu yaşarken göremeyiz. Okuruz gazetelerde:

“Kaçırdığı otobüs kaza yaptı, hayatta kaldı”.
İşte…
Her olayda bir hayır gizlidir.
Mühim olan tevekkül edip rıza göstermektir yaşananlara.

Yüce kitabımızda sabredenlere müjdeler verilmiştir:

“İyilik, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, Kitaba ve peygamberlere iman eden; mala olan sevgisine rağmen onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, isteyip- dilenene ve kölelere veren; namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve ahidleştiklerinde ahidlerine vefa gösterenler ile zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda sabredenler(in tutum ve davranışlarıdır). İşte bunlar, doğru olanlardır ve muttaki olanlar da bunlardır.” (Bakara Suresi, 177)

“Sabredin. Şüphesiz Allah, sabredenlerle beraberdir.” (Enfal Suresi, 46)

Kuran-ı Kerimde Hz. Eyüp (as) ı hastalığı karşısında sabrı ve şeytanın verdiği vesveselere karşı direnci sebebi ile övülmüştür.

“Kulumuz Eyyub’u da hatırla. Hani o: “Herhalde şeytan, bana kahredici bir acı ve azab dokundurdu” diye Rabbine seslenmişti. “Ayağını depret. İşte yıkanacak ve içecek soğuk (su, diye vahyettik). Katımız’dan ona bir rahmet ve temiz akıl sahiplerine bir öğüt olmak üzere ailesini ve onlarla birlikte bir benzerini de bağışladık. “Ve eline bir deste (sap) al, böylece onunla vur ve andını bozma.” Gerçekten, Biz onu sabredici bulduk. O, ne güzel kuldu. Çünkü o, (daima Allah’a) yönelip-dönen biriydi.” (Sad Suresi, 41-44)

“Eyyub’u da (an). Hani Rabbine: “Başıma bu dert geldi. Sen, merhametlilerin en merhametlisisin” diye niyaz etmişti. Bunun üzerine biz, tarafımızdan bir rahmet ve kulluk edenler için bir hatıra olmak üzere onun duasını kabul ettik; kendisinde dert ve sıkıntı olarak ne varsa giderdik ve ona aile efradını, ayrıca bunlarla birlikte bir mislini daha verdik. İsmail’i, İdris’i ve Zülkifi de (yâdet). Hepsi de sabreden kimselerdendi. Onları rahmetimize kabul ettik. Onlar hakikaten iyi kimselerdendi. Zünnûn’u da (Yunus’u da zikret). O öfkeli bir halde geçip gitmişti; bizim kendisini asla sıkıştırmayacağımızı zannetmişti. Nihayet karanlıklar içinde: “Senden başka hiçbir tanrı yoktur. Seni tenzih ederim. Gerçekten ben zalimlerden oldum!” diye niyaz etti. Bunun üzerine onun duasını kabul ettik ve onu kederden kurtardık. İşte biz müminleri böyle kurtarırız.” (Enbiya 83-88 )

Ve Lem alar dan bir bölüm :

“İbadet iki kısımdır: Bir kısmı müsbet, diğeri menfî. Müsbet kısmı malûmdur. Menfî kısmı ise, hastalıklar ve musibetlerle musibetzede za fını ve aczini hissedip Rabb-ı Rahîmine ilticakârane teveccüh edip, onu düşünüp, ona yalvarıp hâlis bir ubudiyet yapar. Bu ubudiyete riya giremez, hâlistir. Eğer sabretse, musibetin mükâfatını düşünse, şükretse, o vakit herbir saati bir gün ibadet hükmüne geçer. Kısacık ömrü uzun bir ömür olur.”

Yüce Allah hepimize maddi-manevi sıhhat nimetini ihsan buyursun.
Özellikle imani hastalıklarımıza şifa versin.
AMİN

Unutmayalım ki, Allah her şeyin gerçek sahibidir ve onlarda istediği gibi tasarruf eder.
Ama şu kesin olarak bilinmedir ki, O neylerse güzel eyler.

Rana Çolak

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*