Güzel yarattın beni, ahlâkımı da
Güzel kıl; namaz gibi..
İBRAHİM TENEKECİ
Annem
Annem güzel annem
Sini ne kadar çok sevdiğimi bilemezsin
Senin ne güzel kalbin var
Sevgiler
Aziz
Pazar sabahı oğlum erken kalkmış ve bana bu resmi çizmiş.
Yanağımda öpücükle , yastığımda bu resimle uyandım.
Resimde güneşli ve mavi bulutlu bir gökyüzü, bahçesinde meyve ağaçları ve kırmızı üstü açık otomobili, çatısının üzerinde sevgi öpücüğü olan şirin bir ev var. Ve sımsıcak satırlar…
Evin önünde oğlum ile top oynuyoruz.
Babamız vazifesini bitirince yanımıza dönecekmiş, biliyormuşuz…
Kelimeyle değil, cümleyle düşündüğümü fark ettim ben. Muhal farz bile olsa “Her şeyi özetleyecek bir cümle” tutkum, mana biriminin cümle olmasından. Karmaşık cümlelerle konuşmayı sevmem, öyle düşünmemden. Başka türlü anlatamıyorum, bu yüzden mazurum ben. Faturaların, makbuzların, ihbarnamelerin arkasına. Mektup zarflarının, davetiyelerin, program kartlarının boşluklarına. Peçetelerin üzerine. Kitapların, kenar sularına, kapak içlerine. Defterlerin, sahifelerine değil kıyılarına köşelerine. Yazılıp da bırakılmış; bilinç kendine bile hırsız, kim bilir bazıları hatırlanmış da sonradan unutulmuş bunca cümleyi bir yerlerden bulup da çıkarmam. Burada böyle bir kapı açmam.
Hanne bir oğlan çocuğu ihsan etmesi için Allah’a yalvardı. “Ey Allâhım! Eğer, bana, bir erkek çocuğu ihsan edersen, onu, Beytülmak-dis´e vakfetmek, adak ve şükrâne olarak onu hizmetinde bulundurmak, üzerime, borç olsun!” dedi.
Hanne´nin bu adağı, Kur´ân-ı kerimde şöyle açıklanır:
“Hani, (İmran´in) karısı: Rabb´im! Karnımdakini, âzâdlı bir kul olarak Sana adadım. Benden olan bu (adağı) kabul et! Şüphesiz, (niyazımı) hakkıyle işiten, (niyetimi) kemaliyle bilen Sensin Sen!” demişti.
Adanılan çocuk; Mescid´in hizmetlerini görür, erginlik çağına basıncaya kadar, hizmetten ayrılmazdı.Mescid hizmetine, erkek çocuklardan başkası, adanmazdı.Kızlar, bununla mükellef tutulmazlar; Hayz görmeleri ve rahatsızlığa uğramaları sebebiyle, bu hizmete elverişli görülmezlerdi.
Hanne; Hz.Meryem´e gebe olup ta, karnındakini, adayınca, kocası İmran “Yazıklar olsun sana! Sen, bunu, ne diye yaptın?! Eğer, karnındaki, kız olursa, kız da, bu hizmete elverişli bulunmadığına göre, şu yaptığın şeyi gördün mü?!” dedi. İkisi de, üzüntüye düştüler.Hanne, Hz.Meryem´e gebe iken, İmran vefat etti.
Hanne Kız çocuğunu doğurunca, Allah, onun ne doğurduğunu daha iyi bilici iken, “Rabb´im! Hakîkat, ben, onu, kız olarak doğurdum. Erkek, kız gibi değildir.Gerçek, ben, (onun) adını, Meryem koydum. Onu da, zürriyetini de, o taşlanmış (koğulmuş) şeytandan, Sana sığınır (ısmarlarım!” dedi.
Hanne; erkek, kız gibi değildir demekle, kızın, Mescid hizmetine ve orada ibadete -Mahrem olması, za´fı, Hayzdan, nifasdan, rahatsızlanmaktan berî bulunmaması sebebiyle- erkek gibi, elverişli olmadığını söylemek istemişti. Yinede onu alıp bir beze sararak Mescid´e götürdü.
Bizim zamanımızda yapılması gereken, caminin bahçesine çocuk bırakmak değildir. Bizim işimiz, camide namaz kılacak çocuk yetiştirmektir. ‘Camide namaz kılacak çocuk’ projesinin ise iki boyutu var.
Birincisi namazı namaz olarak kılacak şuurda bir çocuk olması, ikincisi de namaz şuurlu çocuk yetiştirmenin bizim toplumumuzdaki zorluklarının aşılması boyutudur. Anne ve babaların sorumlulukları da burada devreye girmektedir.
Çocuk yetiştirmeyi, -özellikle vurgulayarak kaydetmek istiyorum- çocuğu Kur’an hafızı yapmak, camiye derse göndermek olarak anlamak kesinlikle hatadır. Daha geniş bir daireden bakmalıyız bu meseleye. Hanne kadın düzeyinde bakıldığında önümüze çıkan tabloda bir de, çocuk yetiştirmek isteyen anne babaların kendilerinin de yetişmişlik şuuru taşımaları gerektiği önümüze çıkmaktadır. Çocuğun yetiştirilmesi projesinden kendi açıklarını kapatma gibi bir anlayışla sadece kendimizi oyalamış oluruz. Bizim sorumluluklarımızı çocuklarımıza yükleme hakkımız olmaz.
Şöyle bir programla Hanne kadın olma yolunda ilerleyebiliriz:
a- Her şeyden önce niyetlerimizi kontrol etmeliyiz. Ne istiyoruz Allah’tan? İhtiyarladığımızda bize bakacak, çevremizde iftihar vesilemiz olacak, işi gücü yerinde bir çocuk mu yoksa fiilen Allah’a adanmış bir çocuk mu?
Kendi kendimize inanabiliriz ama meleklerin inanacağı samimi niyetler önemlidir. Eğer niyetimiz gerçekten Allah’a adamak ise, eylemlerimiz bu niyetimizi onaylamalıdır. Mesela Allah’a adanmış bir çocukta isim bile o adamayı yansıtmalıdır. Nitekim Hanne kadın, doğurduğuna, mabed hizmetçisi manasında Meryem adını koymuştu. İçimizdeki hasret isme bile yansımalıdır. Böylece niyetimizdeki samimiyeti ispat etmiş oluruz.
Çocuğumuzun doğumundan önce, henüz anne rahminde iken eğitimine başlamalıyız. Anne, adanmış bir çocuk rahminde bulunduğu için ağzına koyduğu gıdaya bile dikkat edebiliyorsa işimizi ciddi tuttuğumuzu söyleyebiliriz. Doğumla beraber, adanmış bir çocuk için uygun en iyi çevreyi oluşturmalıyız. Bu uğurda hicrete hazır olmalıyız. Çocuğumuzu büyüttüğümüz eve TV sokmamak bile yeterli olmayabilir. Misafirleri dahi eleyerek kabul etmeye mecburuz.
b- Allah’a adama hedefimiz kadar kullanacağımız yetiştirme yöntemleri de önemlidir. İyi niyetin iyi metotlarla desteklenmesi şarttır. Bu da ehli ile istişare etmeyi zorunlu kılar. Çocuğun gelişmesini çocuk doktoruna havale ettiğimiz gibi, proje bölümünü de ehline havale etmeliyiz. Bu da, çocuğun yaratılışı ile uyumlu bir yetiştirme çalışması demektir. Eğer çocuğumuz, Kur’an hafızı olma yeteneği ile yaratılmış ise onu en iyi hafızlık sistemi içinde yetiştireceğiz. Başka bir alanda yaratılmış ise o alana kayacağız ki bu, ehli ile yapılacak istişarelerle ortaya çıkacaktır. Bizim kafamızda oluşmuş olan bir şablonu zorunlu görmemiz işimizi zorlaştırır. Kesinlikle ama kesinlikle çocuğun fıtratını yani yaratıldığı yetenekleri ters yöne çekme gibi bir cahillik yapmayacağız.
Çocuğumuz, Şeriat ilimlerinde uzmanlaşacak bir kabiliyete sahipse onu o yönde geliştireceğiz. Başka bir yönde ise kabiliyeti o takdirde de çocuğumuza, temel dini bilgilerini verip o yöne kaydıracağız. Bu durum da bizim için projede başarısızlık gibi algılanmayacak. Zira projemiz adama projesidir. Erkek adayıp kız bulunca çekilmek yok. Önümüze ne çıktı ise onu değerlendirmektir bizim görevimiz.
c- Hiçbir şekilde çocuğu fırtınaya açık bırakmayacağız. Arkadaş ve akraba çevresinin tek bir sözü bile çocuğumuzu alıp götürebilir.
d- Sabır bu projede en mükemmel silahımızdır. Biz bu hayattan çekip gidinceye kadar devam edecek bir çalışmanın içinde olduğumuzu bilecek ve o sabırla yola devam edeceğiz. Sabra muhakkak bir zaman getireceksek eğer o zaman tam dokuz yüz elli yıl olmalıdır. Daha aşağısında bıkmaya hakkımız yoktur. Zira adamış olmak bunu gerektiriyor.
e- Çocuklarımızın örnek görmeleri çok önemlidir. Hem yaşadığı çevrede örnek görmeli hem geçmişten örnekler görebilmelidir. Sahabeden, ulemadan, mücahitlerden, siyaset erbabından örnekler adeta nakşedilmelidir zihinlere. O kadar ki, gençlerin beyinlerini dolduran çağımızın meşhurlarına yer kalmamalıdır adanmışımızın beyninde.
f- Çocuğumuza aidiyet kazandırmalıyız. Ümmet’ten olma şuuru verecek bir cemaati ilk zamanlardan itibaren hissetmelidir. Bir ülkenin vatandaşlarından biri, o vatandaşlar gibi o da Müslüman! Böyle bir aidiyet sıradanlıktır. Bunun yerine Ebu Bekir radıyallahu anhla başlayan büyük zincirin uzantısında halkalardan biri olarak görmelidir kendini.
g- Allah Teâlâ’nın samimiyetimizi görüp bizi desteklemesi gerekiyor. Tek başımıza hiçbir şekilde bu işi başaramayız. Samimiyetimiz de üç şeyde ortaya çıkar: Niyetimiz, gayretimiz ve duamız. Çok dua edeceğiz. Aynı sözleri defalarca, günler boyu, yıllarca usanmadan isteyeceğiz.
Şeytanın binlerce seneden beri sürdürdüğü karşı cephe projesine karşı bu büyük hamlemizin kıymetini bilmek, korumak, hasede, nazara karşı tedbirli olmak da bizim görevimizdir.
Kaynaklar :
1)Peygamberler Tarihi
2)Sosyal Doku- Nureddin Yıldız
Mütedeyyin her ebeveynin yegane arzusudur dindar evlat yetiştirebilmek. Bu gayret; ilk çocukluk döneminde başlar ve yıllar boyu süregelir.Dünden bugüne uzanan süreçte ailelerin kendi dinlerini evlatlarına benimsetme çabaları hep varolmuştur.Geçmiş dönemlerde ki anne-babaların bu konuda daha başarılı olduğu ise yadsınamaz bir gerçek.
Bir tıkla dünyanın öbür ucundan haber alacak kadar gelişen teknoloji ve sosyal etkileşimin olağanüstü derecede artmasıyla beraber, olumlu olumsuz her türlü akımın, gençlerin zihnine boca edilmesi; ne yazık ki ailelerin çocukları üzerindeki tesirini azaltıyor.Ailesinin dinine, kültürüne, giyim kuşam tarzına yabancı bir nesil meydana geliyor çoğu zaman.
Ailenin değer yargılarını beğenmeyen, dolayısıyla yaşam tarzı olarak bu değerleri benimsemeyen gençleri eleştirmeden önce ebeveynler kendilerini mihenge vurmalılar diye düşünüyorum.Titizlikle doğru-yanlış mukayesesi yapıldığında gençlerin istikametini bozan birçok davranışının temelinde hatalı anne-baba tutumlarını bulmak mümkündür.
Önce yaşamak!….
Ebeveynlerin yapageldiği en bariz hata yaşamadan yaşatmaya,uygulamadan uygulatmaya çalışmak.Kısacası kendi yapmadığı halde çocuğundan yapmasını beklemek.Yüce Kitabımızda ”Ey iman edenler !Yapmadığınız şeyleri niçin söylersiniz”ayetinin sırrınca çocuk eğitiminde en önemli düstur eylem-söylem bütünlüğüdür.Eğer bir ailede bu yoksa gemileri yakıp herşeye sıfırdan başlamalıdır.Her türlü eğitimin olmazsa olmazı olan yaşayarak örnek olma durumu din eğitiminde de ilk şarttır.
Eğitimin olmazsa olmazı:Sevgi !
Ebeveynler inandıklarıyla amellerini mezcettikten sonra evlatlarına doğru tebliğ yapmanın, metodlarını aramalıdır.Bu metodların ilk basamağında ebeveynin çocuğuyla arasında sağlam bir sevgi iletişimi kurması gelmelidir.Çocuk ve aile arasında değer alışverişinin başlaması için sevgi ön şarttır .Ceza,tehdit gibi geçici yıldırma yöntemlerinden uzak durulmalıdır .Zira demoklesin kılıcı gibi gencin tepesinde sallanan baskıcı din eğitimi ,körpe kalbinde makes bulmaz.Aileler din konusundaki dayatmadan evvel sevgiye yatırım yapmalı , imanın tohumlarını sevgiyle sulamalıdır.
Taklit etmek için beğenmek şarttır!…
Bir ikinci düstur ise anne ve baba hal, tavır ve davranışlarıyla çocuğun özen duyacağı bir profil çizmelidir.Kılık kıyafet seçiminde genci özendirecek şekilde düzen ve tertip öncelenmeli(islami ölçüler içinde kalmak şartıyla), gençler ailesinin kılık kıyafetinden utanmamalıdır.Aileler teknolojiyi takip etme noktasında adeta evlatlarıyla yarışmalı,kültür birikimiyle yavrusunun gözünde taklit edilmeye şayan rol-model olabilmelidir.Etrafta envai çeşit rol model varken çocuğun ebeveynine özenmesi kolay iş değildir.Bu konuda ailelerin ekstradan efor sarfetmeleri ve bu özeni oluştumaları gerekmektedir.Evladını geriden takip eden değil, kültür birikimiyle,donanımıyla evladına rehberlik eden aile imajı oluşturulmalıdır.
Gencin ilgi alanları keşfedilmeli…
Özellikle ergenlik döneminde gençler ketumlaşmaya başlar.Ağızlarından laf almak, herhangi bir konuda onlarla muhabbet etmek neredeyse imkansızdır.Esasında biraz kurnazlık gençlerin dilinin bağını çözmeye yeter de artar bile.Hiçbir genç kendi ilgi alanına giren bir konuda konuşmamaya lakayt kalamaz.Bu minvalde çocukların ilgi alanları takip edilerek diyalog kapısı daima açık tutulmalıdır.Sandviç tekniği de denilen teknikle sevdiği konuların arasına vermek istenilen mesajlar sıkıştırılabilir.Böylelikle hem ikili ilişkiler taze tutulur hem de nasihat hissi uyandırmadan doğru mesajlar gencin dimağına gönderilebilir.
Vur-kaç taktiği etkili bir yöntem olabilir..
Çağı çok hızlı yaşayan günümüz neslinin öyle uzun uzadıya nasihat dinlemeye hiç tahammülü yok.Vur-kaç taktiği de diyebileceğimiz bir metodla kısa ve öz cümlelerle tam da taşı gediğine koymak akıllıca olacaktır.Lafı uazatmadan, yerinde ve zamanında söz söyleme sanatı ile verilmek istenen mesaj verilebilir.Çünkü uzayan nasihatler bir süre sonra karşıdakini sıkacağından beyin söylenen sözlerin tamamına kulağını tıkayabililr.
Sesli tefekkür duygu alışverişini tetikleyebilir…
Aile büyükleri ikili diyaloglarla yahut kendi kendine sesli tefekkür egzersizleri yapabilir.Yolculuk esnasında,sofra başında,piknikte hayret uyandıracak tarzda sesli düşünmeler verimli olabilir.Meyvenin güzelliği,ağaçların mükemmel yaratılışı,yaprakların,çiçeklerin eşsizliği,gökyüzünün kusursuzluğu,vücudumuzun başlı başına sanat eseri şeklinde yaratılışı vs. vs. tüm bunlar çocuğun dikkatini çekecek tarzda sesli düşünme ile dillendirilebilir.Çocuk, bütün bu duyduklarını nasihat olarak algılamayacağı için muhakkak zihninin bir köşesine kaydedecektir.
Nezaketin yumuşatamayacağı sine yoktur.
”Taşı delen suyun şiddeti değil damlaların sürekliliğidir” prensibince kırmadan, incitmeden ,damla damla devam eden tebliğ metodu benimsenmelidir.Tüm söyleneceklerin tek seferde boca edilmesi aniden bastıran yağmurun delik deşik ettiği toprak misali çocuğun kimyasını bozmaktan öteye geçmez.İnce ince yağan yağmurları ise toprak kolayca hazmedebilir.İliklerine kadar suyu emer ve tam kıvamına gelir.
Pes etmek anne-babanın defterinde olmamalı
Unutulmaması gereken en önemli husus şudur ki; bir sarayın bin kapısı olsa, dokuzyüzdoksandokuz tanesi kilitli olsa, akıl sahibi insan son kapıyı da zorlamadan dönüp gitmez.Anne-babaların birkaç metod deneyip pes etme lüksü yoktur.Çocuğunu ebedi saadete götürecek imani tohumları kalbine ekmek adına her yolu denemeli her kilidi zorlamalıdır.Kapanan her kapı yeni kapıyı zorlama iştiyakını kamçılamalıdır.
Velhasıl anne veya baba olmak sadece fizyolojik yeterlilik değildir.İyi ebeveyn olmak yavrusunun karnını tok, sırtını pek tutmakla sınırlandırılamaz.Esas sevgi ve şefkat evladını iki cihanda bahtiyar edecek tohumları ekmek sonrasında da yeşertmektir.Aileler bu misyon ile sancılanmalı, bu kaygılarla zihnini yoğurmalı,kilitleri açacak anahtarı bulmalı.
Rabbi Rahiminden tevfik isteyip dua dua yalvarmalı.Güzel meyveler aldığında ise tüm bunların lütf-u ilahi olduğunu unutmamalı….
Zeynep Öztoprak

Peygamberimiz bir gün namaz kılıyordu. Secdede çok uzun kaldı. Vahiy mi geldi diye Sahabeler merak etti. Peygamberimiz namazı bitirdi. Secdede niçin uzun kaldığını merak eden sahabelere meraklarını giderici şu açıklamayı yaptı: “Oğullarım sırtıma binmiştiler ya, acele edip oyunlarını bozmak istemedim”
Bizler ise, yaramazlık yaparlar diye, çocukları özellikle camiye götürmeyiz. Çocukla beraber oyun oynarken, çocuk için en güzel bir anda onu orada bırakıp; “namaza gidiyorum” deriz. Hâlbuki peygamberimiz, Umame omzundayken namaza başlar secdeye gittiğinde çocuğu indirir, kalktığı zaman tekrar omzuna alırdı.